17 Nisan 2020 Cuma

Yaşanmış Gerçek 4 Kısa Cin Hikayeleri

Bizzat yaşayanlar tarafından anlatılan 6 kısa cin hikayesi. Okuyacağınız korku dolu hikayelerin başlıkları ise şu şekilde: “Çoban Ateşi”, “Işınlanan Adamlar”, “Ahır Cinleri”, “Lavaboya Sıcak Su Döktüğüm İçin”, “Ağacın Dalına Sıçrayan Adam”. 

Hikaye 1: Çoban Ateşi



Kısa Korku Hikayeleri – Çoban Ateşi

  • 1946 senesinde; babamla beraber Bingöl-Goynuk’un Çatak köyünden geliyordum. Şeker Baba adlı yerden yaylaya doğru yürüyorduk. Babam için gece gündüz fark etmez, yürürdü. “Çıkalım oğlum” dedi. “Gün battı; benim işlerim var yarın. Onun için burada kalamayız.” dedi. Çıktık. Önümüzde eşek vardı. Ben babamla geliyordum ve yürüyüp Kara Cehennem bölgesinin sonuna,  Eser Baba yaylasına; Karer bölgesine doğru geldik. Orada yolun soluna doğru baktım. Ormanlıkta bir ateş yanıyordu.
  • O ateş bazen gölge oluyor, bazen de parlıyordu. Garip garip sesler vardı ve babam orada eline dahreyi (ağaç kesmeye yarayan demir) aldı. Babam, yabani hayvanları ve cin-peri dediğimiz varlıkları korkutmak için yanında taşırdı. Cinler, demir sesini duyunca korkarlarmış… Yollarına yakın geçtiğimiz için eşek öndeydi, ben arkadaydım ve babam beni araya aldı. “Sen gel” dedi. “Geliyorlar”dedi. Daha sonra; yürürken türkü, şarkı gibi sesler gelmeye başlamıştı . 
  • Böylelikle babamla tepeye çıkmıştık. Babama,ler ne olduğunu sordum. Babam korkmamam için bana ne olduğunu söylemiyordu. Ertesi gün; eve varınca ablama anlattım yaşadıklarımızı. Ablam ise “O gördüğünüz çoban ateşidir.” dedi ve ”Kara Cehennem’de o saatte çoban ateşinin etrafında cinler bulunur. O ateşin etrafında cinlerin düğünü olur.” dedi. “Ateş yakmışlar ve düğün yapmışlar. Babam, senin korkmaman için söylememiştir” dedi. “Babam seni eşekle arasına aldı ki sana zarar
  • vermesinler. Dahreyi de cinler metal sesinden korkar diye çıkarmıştır. “dedi.

Hikaye 2: Işınlanan Adamlar

  • Ben Trabzonluyum. Bilirsiniz; bizim Trabzon’un yaylaları meşhurdur. Eskiden biz de yazları yaylaya çıkardık. Hayvancılık yapardık. O zamanlar 7-8 tane ineğimiz vardı. Otlamaya gönderdik. Öğle vakti, bunlar otlamaktan döndü ama bir tanesi sürüden ayrılmış. Dağda kalmıştı. Dedem bana “Çık yukari; dağlara bak ama fazla yukarı gitme.” demişti; ineği belki görürüm diye… Ben, elime deüneği alıp, dağa çıkmaya başladım. Ormanı geçtim. Ormanın yukarısında büyük bir ova var; biz oraya Büyükdüz deriz. 
  • Baktım bizim inek orada değil. Ben de bir taşın üzerine oturdum; bekliyorum. Hani belki inek oraya gelir diye. Sonra baktım; iki tane adam, dağdan yukarı çıkıyor. Ben de peşlerinden gitmeye başladım. Güya yanlarına gidip “Buralarda inek gördünüz mü?” diye soracağım. Adamlar gidiyor, ben de peşlerinden hızlı hızlı yürüyorum; bir türlü yetişemiyorum. Sonra koşmaya başladım ama yine yetişemiyorum. Sonra adamlar tepeden arkaya aştı, biraz sonra ben de aştım.
  • Baktım adamlar taa karşı dağın tepesinde yürüyorlar. Şaşırdım; bunlar ne zaman geçti oraya diye. Sonra bunlara yetişemem diye tekrar ovaya indim. Ovaya geldim baktım en az 400-500 tane koyun var… Başlarında da dört tane adam. Adamlar hep aynı giyimli; beyaz; palto gibi bir şey, yakaları siyah, kafalarında da koni biçiminde, kırmızı, şapka gibi bir şey var. Ben onları izliyorum; baktım orada el arabası gibi bir şey var. O adamlardan birisi ona bindi. Araba dağdan yukarı doğru çıkmaya başladı. Sonra araba dağın tepesinden kendi kendine aşağı indi. Diğer üçü de ona bindi ve sonra tekrar dağa çıktı araba.
  • Sonra ormandan bir inek sesi duyar oldum. Gittim; taşların arkasından ormana doğru. En fazla 3-4 saniye bakmışımdır. Kafamı ovaya çevirdim; ne koyun var ne başka bir sey! İşte orada korktum. Kendimi ormana attım. O korkuyla iki dakikada eve indim tabi. O zamanlar cin, peri nedir bilmiyorum. Gittim, dedeme dedim “Böyle böyle…” Dedem “Onlar cindir.” dedi. “Öyle görünürler ama onlara bir şey yapmazsan bir zarar vermezler.” dedi. Çünkü dedem zamanında çok görmüş. O yüzden “Korkma öyle şeylerden” dedi…

Hikaye 3: Ahır Cinleri





Kısa Korku Hikayeleri - Ahırdaki Cinler
Kısa Korku Hikayeleri – Ahırdaki Cinler

  • Sıcak bir Ağustos akşamı, yorgun argın eve döndüğümde; ineğin hasta olduğunu söylediler. Murdar olmaması için sabaha kadar başında beklemem gerekiyordu. Battaniyemi aldım, ahırın bir köşesinde, ineğe yakın olan bir yere uzandım. Henüz uykuya geçmiştim ki sırtıma yediğim bir tekmenin acısıyla uyandım. Direğe asılı duran fanus lambanın ışığı altında seçebildiğim kadarıyla bana tekmeyi vuran;iriyarı, saçı sakalı birbirine karışmış, acayip bir mahluktu. 
  • Yerimden kalktım. Fanusun olduğu direğe dayanarak öylece kaldım. Gördüğüm şeyin bir cin olduğunu anlamıştım. Çünkü her sabah ahıra girdiğimde; atın yelelerini örülmüş olarak bulurdum. Korkudan zangır zangır titriyordum. Dilim sanki boğazıma kaçmış, ağzımda tükürük namına bir şey kalmamıştı. Binlerce insan boğazımı sıkıyordu sanki. Bildiğim duaları okumak için kendimi zorladım; hiç hareket yoktu. Bağırmayı denedim; olmadı. Kollarım ve bacaklarım da kıpırdamıyordu. Ölmek üzere olduğumu zannettim.
  • Bana tekme atan cin, “deli öküz” dediğimiz hayvanın yanına gidip, bağını çözdü. O anda kendisine benzeyen birkaç cin daha geldi. Onlar da diğer malları çözerek üzerlerine bindiler. Sırtına oturdukları öküzleri, inekleri ahırın bir ucundan diğer ucuna sürdüler. Kendimden geçmiş, cansız bir ceset gibi dururken; ezan okunmaya başladı. Hoca ”Allahu ekber”der demez; cinlerin hepsi, büyük gürültüler çıkararak kaçıştı ve gözden kayboldular. Ezanı duyunca rahatlamış, kendime gelmiştim. Besmele çekerek kapıya doğru gerisin geri yürüdüm. Ahırdan çıkmamla eve gitmem bir oldu.

Hikaye 4: Lavaboya Sıcak Su Döktüğüm İçin

  • Ben bir yurtta çalışıyorum. Ramazan ayındayız. Sahur yemeğini ben dağıtıyorum. Yemeği dağıttım. Bulaşıklar birikmisti. Bulaşıkhaneye geçtim. Bir de her sahurda çay olur. Çay kazanı ile çay demlerdim. Çayın suyunu fazla koymuşum. Aklımdan şöyle geçirdim “Ben tabakları filan yıkarken kazanın musluğunu açayım, giderin başına koyayım; suyu süzülsün ,soğusun. Elim de yanmaz.” diye düşündüm. Ve böyle de yaptım. İşleri bitirdim, eve gittim.
  • Saat 8 civari idi ama ayakta kaldığım sürede hiçbir anormallik yoktu. Uyudum ama sürekli kabuslar görüyorum. Dedim ki “Bir abdest alayım, dua edip öyle yatayım.” Yataktan tam ayağa kalkacakken birden üzerime 1.80 boylarında, siyah bir duman çullandı. Neye uğradığımı şaşırmış bir haldeydim. İşin kötü yanı; elim ayağım tutmuyordu. Sadece gözüm, ağzım çalışıyordu ve siyah duman boğazıma doğru geliyordu. O geldikçe nefesim kesiliyordu. Ağzımı zar zor oynatıp; besmele çektim, Ayetel Kürsi’yi okudum. Siyah duman ve ağırlık bir anda üzerimden gitti ama o anda bayılmışım.
  • Bir rüya gördüm. Rüyamda: kafası gözükmeyen bir zat, -yani adamı boğazına kadar görüyorum- kaftanlı filan… Bir köy yolunda ilerliyoruz. Önümüze bir örümcek çıkıyor ve bu örumcek bana sürekli ağ atıyor. Beni rahatsız ediyor. Yanımdaki zat örümceğe soruyor “Bu adam sana ne yaptı? 
  • Onu neden rahat bırakmıyorsun?” O sırada örümcek dile geldi ve anlamını bilmediğim, Arapça’ya benzeyen bir dilde, bir şeyler söyledi ama ben anlamadım. Yanımdaki zata sordum “Bu örümcek ne dedi?” diye. “Bu örümcek, Müslüman bir cindir ve senin ona zarar verdiğini söylüyor.” dedi. Sonra şöyle dedi “Kalk ve tövbe et.” O sırada uyandım ve koşarak abdest alıp, tövbe ettim. O günden sonra başıma böyle bir olay gelmedi ama lavaboya su dökerken, çöp atarken, aklıma hep bu olay gelir. Tedbiri elden bırakmam. 

Hikaye 5: Ağacın Dalına Sıçrayan Adam

  • Yaşadığım bu olay ben 17 yaşımda iken gerçekleşti… Gece yine her zamanki gibi saat 20:00 sularında tarladaki işimi bitirdim. Köyün yolunu tuttum. Yolun kenarında atımla ilerlerken at aniden huysuzlanmaya başladı. Atın neden huysuzlandığına anlam veremedim. Gerçekten de at bir türlü gitmiyordu. Birden soğuk bir rüzgar esmeye başladı. Kemiklerimde hissettim. Böyle güzel yeli hiç görmemiştim gerçekten de. Huysuzlanan ata biraz vurdum, bağırdım ve neticede yavaş yavaş hareket etmeye başladı.
  • Elimdeki fenerle yolu aydınlatmaya çalışıyordum. Birden yerde kan izleri gördüm. Yolum boyunca kan izleri devam ediyordu. 5-10 metre gittikten sonra; at, bu sefer dahada huysuzlaşmıştı. “Ne oluyor?” diye kendi kendime söyleniyordum. Böyle devam ederken birden karşıda bir adam gördüm. Karanlıktı; yüzünü göremiyordum. Bir ağacın dibine uzanmış bir vaziyette duruyordu. Hemen indim atttan. Atın üstünden iner inmez; at, kaşmaya başladı. Ata küfrediyordum; onca yolu nasıl gidecektim. Nerden baksan en aşağı 1 kilometre yol vardı eve kadar. 
  • Adama doğru yaklaştım ve adam birden ayağa kalktı. Acayip bir şekilde kalktı ama! Çok hızlıydı. Adam tek sıçrayışta ağacın tepesine çıktı. Beni gözlüyordu. Korkudan elim ayağım titriyordu. Köye doğru koşmaya başladım. Eve zor attım kendimi. Başımdan geçenleri annemlere anlattım. Buna benzer bir olayı da amcam yaşamış aynı yerde. Olay dikkatimi çekince bilahare köyün en yaşlısının yanına gittim. Olayı anlattım “Böyle böyle oldu oldu işte… Anlat hele dedem.” dedim. Meğerse çok eski zamanda iki kardeş varmış. Miras davası yüzünden; büyük olan, küçük olanı vurmus ve gördüğüm ağacın dibine kadar sürüklemiş. O olaydan sonra çoğu kişi, ölen adamın ruhunun orada gezindiğini söyler olmuş. 

Hikaye 6: “Defineyi Bulduk Yetişin!”

  • Dedem köyde hep define arama peşindeydi. Gece belirli saatlerde kazmaya baslardı. Jandarma görüp yakalamasın diye gece yapardı bu işleri. 11 Mart 2011 gecesi, dedemin yanında kalan halam aradı “Babam defineyi buldu” diye… Tabi heyecandan hemen yollara düştük. Dedemin evi; Kayseri Tomarza’daydi. Merkezden iki saat kadar bir uzaklıkta. Define heyecanıyla hiç konuşmadan, elimiz ayağımiz titreyerek gidiyorduk… Arabayla gece yarısı saat 02:00 sularında vardık köye. Çevreden dikkat çekmemek için hiç ses yapmadan dedemin evine doğru yürümeye başladık. Kapıyı yavaşça tıklattı babam.
  • Açan olmadı ama pencereden gaz lambasının ışığı gözüküyordu. Annemin pencereye yaklaşıp camdan içeri bakmasıyla canhıraşane bir çığlık atması bir oldu. Sonrasında dili tutulmuştu sanki; konusamadı. Biz de hemen koştuk pencereye; baktık. Dedemle halam, kendilerini asmış, bedenleri ipte sallanmaktaydı hala. Gördüğümüz manzaranın vehameti ve yaşadığımız ani şok üzerine hepimiz, tıpkı annemin yaptığı gibi bastık çığlığı.
  • Haykırışlarımız üzerine uyanan köylü, dedemin evinin önüne toplandı. Olayı görenler jandarmaya haber verdiler. Bir süre sonra olay yerine gelen jandarmanın evi didik didik aramasına rağmen define filan da çıkmadı. Halamla dedemin mezarları, köy mezarlığının yukarı kısmında… Bu olaydan sonra çıkan bazı söylenti ve dedikodular nedeniyle köyü yaklaşık 50 kadar kişi terk etti. Ama ben hala anlamıyorum; dedemle halam neden astılar kendilerini? Hem “Defineyi bulduk, yetişin!” demişlerdi. Define de yok ortalıkta. Kimilerine göre define büyülüymüş olay hala çözülemedi…

Yatılı Kuran Kursunda Musallat

                                                       Yatılı Kuran Kursunda Musallat

                                                                             
Yaşanmış Korku Hikayeleri - Yatılı Kuran kursunda kalan bir gencin, bir gece başına gelen gelen cin musallatı ve sonrasında gelişen olayların hikayesi.
Ondört yaşındaydım. Her şey çok güzel gidiyordu. Yatılı kuran kursunda kalıyordum. Kantinden cips, çikolata almıştım. Normalde yatakhanede yemek yasaktı. Bense kantinden aldığım aburcuburları yatağımda gizli gizli yemiştim. Yemez olaydım…. Neyse; sonra yatsı namazını kılıp, yatakhanelere yatmak için dağıldıktan sonra uyumaya çalıştım. Nedensiz bir şekilde kendimi kötü hissetmeye başladım.Uyumuşum. Gece bir ara uyandım ve tuvalete gittim. İhtiyacımı gördükten sonra tuvaletten çıkınca; simsiyah bir köpek gördüm karşımda! İşin asıl ilginç ve korkunç tarafı; köpek Arapça gibi bir dilde bana şeyler söyleyerek bana yaklaşmaya başladı. O kadar korktum ki dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm. Bağırmak, çığlık atmak istedim ama sesim çıkmıyordu. Titremeye başladım. Bu arada köpek o kadar kalın bir sesle haykırmaya başladı ki kulaklarım çınlıyordu. Üzerime çıkıp o anlamadığım dilde bir şeyler diyordu. Ben tabi bayılmışım.Kendime geldiğimde hocam ve arkadaşlarım başımdaydı. Bense yaşadığım şokun etkisiyle hala konuşamıyordum. Etrafım çok kalabalıktı. Kapının oraya baktığımda o köpeği yine gördüm. Bana bakıyordu. Sonra birden kayboldu. Beni yatakhaneye götürdüler. Yattım ama korkudan uyuyamıyordum. Sonra yine korkunç bir olay gerçekleşti: Yatakhanede çok tiz bir ses bağırmaya başladı! O kadar ince ve korkunçtu ki bir bebek ağlamasından; kalın sesli bir adamın haykırışlarına dönüşüyordu. Sonra ses başladığı gibi aniden kesiliverdi. Alt ranzadaki arkadaşım titremeye başladı korkudan. Bense ağlıyordum ve Nas suresini okumaya başladım. Arkadaşım ayağa kalktı ve bana sus işareti yaptı! O andan itibaren hareket edemiyor, nefes alamıyordum. Arkadaşım gitti; eline bir sopa alarak, yanıma geldi. Arapça bir şeyler söyleye söyleye bana vurmaya başladı. İşin ilgin tarafı; bütün bu olan bitene rağmen arkadaşlarımın hiçbiri uykularından uyanmıyordu. Sabaha kadar beni bu şekilde dövdü sopayla. Sabah ilk iş; olan biteni hocama anlattım. Hocam beni boş bir odaya götürdü. Yanına da bir siyah çarşaf aldı. Odaya girdiğimizde “Sakın korkma” dedi. Yere oturduk. Hoca dualar okumaya başladı. O okudukça ben sanki boğuluyordum, oda sallanıyordu. Ağlamaya başladım. Hoca birden sustu ve ben göğüs kafesim kırılacakmış gibi acı çekmeye başladım. Sonra acı tüm vücuduma yayıldı, içimde kıyamet kopuyormuş gibi oldu.Hoca “Neden musalat oldun?” dedi. “Anlamadım hocam” derken, birden çok sert bir tokat yedim hocadan. Hocaya avazım çıktığı kadar ağzıma gelen her küfürü etmeye başladım. Ama aslında ben etmiyordum bu küfürleri. Sanki biri bütün kontolümü ele geçirmiş ve bunları bana o söyletiyordu. Bense sadece izleyebiliyordum.
Ondört yaşındaydım. Her şey çok güzel gidiyordu. Yatılı kuran kursunda kalıyordum. Kantinden cips, çikolata almıştım. Normalde yatakhanede yemek yasaktı. Bense kantinden aldığım aburcuburları yatağımda gizli gizli yemiştim. Yemez olaydım…. Neyse; sonra yatsı namazını kılıp, yatakhanelere yatmak için dağıldıktan sonra uyumaya çalıştım. Nedensiz bir şekilde kendimi kötü hissetmeye başladım.
Uyumuşum. Gece bir ara uyandım ve tuvalete gittim. İhtiyacımı gördükten sonra tuvaletten çıkınca; simsiyah bir köpek gördüm karşımda! İşin asıl ilginç ve korkunç tarafı; köpek Arapça gibi bir dilde bana şeyler söyleyerek bana yaklaşmaya başladı. O kadar korktum ki dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm. Bağırmak, çığlık atmak istedim ama sesim çıkmıyordu. Titremeye başladım. Bu arada köpek o kadar kalın bir sesle haykırmaya başladı ki kulaklarım çınlıyordu. Üzerime çıkıp o anlamadığım dilde bir şeyler diyordu. Ben tabi bayılmışım.
Kendime geldiğimde hocam ve arkadaşlarım başımdaydı. Bense yaşadığım şokun etkisiyle hala konuşamıyordum. Etrafım çok kalabalıktı. Kapının oraya baktığımda o köpeği yine gördüm. Bana bakıyordu. Sonra birden kayboldu. Beni yatakhaneye götürdüler. Yattım ama korkudan uyuyamıyordum. Sonra yine korkunç bir olay gerçekleşti: Yatakhanede çok tiz bir ses bağırmaya başladı! 
O kadar ince ve korkunçtu ki bir bebek ağlamasından; kalın sesli bir adamın haykırışlarına dönüşüyordu. Sonra ses başladığı gibi aniden kesiliverdi. Alt ranzadaki arkadaşım titremeye başladı korkudan. Bense ağlıyordum ve Nas suresini okumaya başladım. Arkadaşım ayağa kalktı ve bana sus işareti yaptı! O andan itibaren hareket edemiyor, nefes alamıyordum. Arkadaşım gitti; eline bir sopa alarak, yanıma geldi. Arapça bir şeyler söyleye söyleye bana vurmaya başladı. İşin ilgin tarafı; bütün bu olan bitene rağmen arkadaşlarımın hiçbiri uykularından uyanmıyordu. Sabaha kadar beni bu şekilde dövdü sopayla. 
Sabah ilk iş; olan biteni hocama anlattım. Hocam beni boş bir odaya götürdü. Yanına da bir siyah çarşaf aldı. Odaya girdiğimizde “Sakın korkma” dedi. Yere oturduk. Hoca dualar okumaya başladı. O okudukça ben sanki boğuluyordum, oda sallanıyordu. Ağlamaya başladım. Hoca birden sustu ve ben göğüs kafesim kırılacakmış gibi acı çekmeye başladım. Sonra acı tüm vücuduma yayıldı, içimde kıyamet kopuyormuş gibi oldu.
Hoca “Neden musalat oldun?” dedi. “Anlamadım hocam” derken, birden çok sert bir tokat yedim hocadan. Hocaya avazım çıktığı kadar ağzıma gelen her küfürü etmeye başladım. Ama aslında ben etmiyordum bu küfürleri. Sanki biri bütün kontolümü ele geçirmiş ve bunları bana o söyletiyordu. Bense sadece izleyebiliyordum.
Hoca dualar okumaya başladıkça ben de bağırmaya başladım. Sonra ses kesildi. Hoca dedi “Kurtuldun”. Gerçekten de kendimi biraz daha iyi hissediyordum. “Eve git, biraz kafanı topla” diye hoca izin yazdı bana. Birkaç gün evde kaldım. Evdeyken bir gün annem üst kata; yengeme çıkmıştı. Televizyon izliyordum. Kapı çaldı. Dört tane çocuk; benim yaşlarımda; geldiler “Çok susadık. Bize su verir misin?” dedi içlerinden biri. “Tamam” dedim. Mutfağa giderken kapı
kapandı. İçerideydiler. “Niye içeri girdiniz?” demeye kalmadan, Arapça bir şeyler diyerek, ellerindeki sopayla bana vurmaya başladılar. Biri boğazımı sıkmaya başladı. Ölüyorum zannetim ve birden zıplayarak koltukta uyandım.  Annem başımdaydı. “Sen niye onu öldürdün?” diyerek boğazımı sıkmaya başladı. Bir daha yattığımda yerden hoplayarak uyandım. Rüya içinde rüya görmüşüm meğer. Ağlıyordum, her yerim acıyordu…
Hemen bizim mahalledeki cami hocasına koştum. Hocaya her şeyi anlattım. Hoca oturdu; dualar, ayetler, okumaya başladı. Hoca okurken ben titremeye başladım. İki rekat namaz kıldırdı. “Kılmak istemiyorum” dedim ama zorla kıldırdı. Namaz bittikten sonra biraz daha huzurlu hissediyordum kendimi. Hoca “Gözlerini kapat” dedi. Kapattım. Dualar okudu okudu… 
Sonra dedi: “Sen yatağında “Besmele”siz yemek yemişsin.” Ve devam etti “Besmelesiz yenen yemek; iblis ve onun soyundan gelenlerin yemeğidir. O taifeden bir çocuk, senin yemeğinin artıklarını yemeye gelmiş ve sen onun üzerine yatmışsın. O da ölmüş.” dedi. Şok olmuştum. “Hocam bilerek yapmadım” vs. demeye başladım. Hoca bana muska yazdı ve hocanın evine gittik. Ölen cinin kabilesini çağırdı. Onlarla anlaştı. İki senedir hiçbir sıkıntı yaşamıyorum Allaha çok şükür.