Bizzat yaşayanlar tarafından anlatılan 6 kısa cin hikayesi. Okuyacağınız korku dolu hikayelerin başlıkları ise şu şekilde: “Çoban Ateşi”, “Işınlanan Adamlar”, “Ahır Cinleri”, “Lavaboya Sıcak Su Döktüğüm İçin”, “Ağacın Dalına Sıçrayan Adam”.
Hikaye 1: Çoban Ateşi
- 1946 senesinde; babamla beraber Bingöl-Goynuk’un Çatak köyünden geliyordum. Şeker Baba adlı yerden yaylaya doğru yürüyorduk. Babam için gece gündüz fark etmez, yürürdü. “Çıkalım oğlum” dedi. “Gün battı; benim işlerim var yarın. Onun için burada kalamayız.” dedi. Çıktık. Önümüzde eşek vardı. Ben babamla geliyordum ve yürüyüp Kara Cehennem bölgesinin sonuna, Eser Baba yaylasına; Karer bölgesine doğru geldik. Orada yolun soluna doğru baktım. Ormanlıkta bir ateş yanıyordu.
- O ateş bazen gölge oluyor, bazen de parlıyordu. Garip garip sesler vardı ve babam orada eline dahreyi (ağaç kesmeye yarayan demir) aldı. Babam, yabani hayvanları ve cin-peri dediğimiz varlıkları korkutmak için yanında taşırdı. Cinler, demir sesini duyunca korkarlarmış… Yollarına yakın geçtiğimiz için eşek öndeydi, ben arkadaydım ve babam beni araya aldı. “Sen gel” dedi. “Geliyorlar”dedi. Daha sonra; yürürken türkü, şarkı gibi sesler gelmeye başlamıştı .
- Böylelikle babamla tepeye çıkmıştık. Babama,ler ne olduğunu sordum. Babam korkmamam için bana ne olduğunu söylemiyordu. Ertesi gün; eve varınca ablama anlattım yaşadıklarımızı. Ablam ise “O gördüğünüz çoban ateşidir.” dedi ve ”Kara Cehennem’de o saatte çoban ateşinin etrafında cinler bulunur. O ateşin etrafında cinlerin düğünü olur.” dedi. “Ateş yakmışlar ve düğün yapmışlar. Babam, senin korkmaman için söylememiştir” dedi. “Babam seni eşekle arasına aldı ki sana zarar
- vermesinler. Dahreyi de cinler metal sesinden korkar diye çıkarmıştır. “dedi.
Hikaye 2: Işınlanan Adamlar
- Ben Trabzonluyum. Bilirsiniz; bizim Trabzon’un yaylaları meşhurdur. Eskiden biz de yazları yaylaya çıkardık. Hayvancılık yapardık. O zamanlar 7-8 tane ineğimiz vardı. Otlamaya gönderdik. Öğle vakti, bunlar otlamaktan döndü ama bir tanesi sürüden ayrılmış. Dağda kalmıştı. Dedem bana “Çık yukari; dağlara bak ama fazla yukarı gitme.” demişti; ineği belki görürüm diye… Ben, elime deüneği alıp, dağa çıkmaya başladım. Ormanı geçtim. Ormanın yukarısında büyük bir ova var; biz oraya Büyükdüz deriz.
- Baktım bizim inek orada değil. Ben de bir taşın üzerine oturdum; bekliyorum. Hani belki inek oraya gelir diye. Sonra baktım; iki tane adam, dağdan yukarı çıkıyor. Ben de peşlerinden gitmeye başladım. Güya yanlarına gidip “Buralarda inek gördünüz mü?” diye soracağım. Adamlar gidiyor, ben de peşlerinden hızlı hızlı yürüyorum; bir türlü yetişemiyorum. Sonra koşmaya başladım ama yine yetişemiyorum. Sonra adamlar tepeden arkaya aştı, biraz sonra ben de aştım.
- Baktım adamlar taa karşı dağın tepesinde yürüyorlar. Şaşırdım; bunlar ne zaman geçti oraya diye. Sonra bunlara yetişemem diye tekrar ovaya indim. Ovaya geldim baktım en az 400-500 tane koyun var… Başlarında da dört tane adam. Adamlar hep aynı giyimli; beyaz; palto gibi bir şey, yakaları siyah, kafalarında da koni biçiminde, kırmızı, şapka gibi bir şey var. Ben onları izliyorum; baktım orada el arabası gibi bir şey var. O adamlardan birisi ona bindi. Araba dağdan yukarı doğru çıkmaya başladı. Sonra araba dağın tepesinden kendi kendine aşağı indi. Diğer üçü de ona bindi ve sonra tekrar dağa çıktı araba.
- Sonra ormandan bir inek sesi duyar oldum. Gittim; taşların arkasından ormana doğru. En fazla 3-4 saniye bakmışımdır. Kafamı ovaya çevirdim; ne koyun var ne başka bir sey! İşte orada korktum. Kendimi ormana attım. O korkuyla iki dakikada eve indim tabi. O zamanlar cin, peri nedir bilmiyorum. Gittim, dedeme dedim “Böyle böyle…” Dedem “Onlar cindir.” dedi. “Öyle görünürler ama onlara bir şey yapmazsan bir zarar vermezler.” dedi. Çünkü dedem zamanında çok görmüş. O yüzden “Korkma öyle şeylerden” dedi…
Hikaye 3: Ahır Cinleri
- Sıcak bir Ağustos akşamı, yorgun argın eve döndüğümde; ineğin hasta olduğunu söylediler. Murdar olmaması için sabaha kadar başında beklemem gerekiyordu. Battaniyemi aldım, ahırın bir köşesinde, ineğe yakın olan bir yere uzandım. Henüz uykuya geçmiştim ki sırtıma yediğim bir tekmenin acısıyla uyandım. Direğe asılı duran fanus lambanın ışığı altında seçebildiğim kadarıyla bana tekmeyi vuran;iriyarı, saçı sakalı birbirine karışmış, acayip bir mahluktu.
- Yerimden kalktım. Fanusun olduğu direğe dayanarak öylece kaldım. Gördüğüm şeyin bir cin olduğunu anlamıştım. Çünkü her sabah ahıra girdiğimde; atın yelelerini örülmüş olarak bulurdum. Korkudan zangır zangır titriyordum. Dilim sanki boğazıma kaçmış, ağzımda tükürük namına bir şey kalmamıştı. Binlerce insan boğazımı sıkıyordu sanki. Bildiğim duaları okumak için kendimi zorladım; hiç hareket yoktu. Bağırmayı denedim; olmadı. Kollarım ve bacaklarım da kıpırdamıyordu. Ölmek üzere olduğumu zannettim.
- Bana tekme atan cin, “deli öküz” dediğimiz hayvanın yanına gidip, bağını çözdü. O anda kendisine benzeyen birkaç cin daha geldi. Onlar da diğer malları çözerek üzerlerine bindiler. Sırtına oturdukları öküzleri, inekleri ahırın bir ucundan diğer ucuna sürdüler. Kendimden geçmiş, cansız bir ceset gibi dururken; ezan okunmaya başladı. Hoca ”Allahu ekber”der demez; cinlerin hepsi, büyük gürültüler çıkararak kaçıştı ve gözden kayboldular. Ezanı duyunca rahatlamış, kendime gelmiştim. Besmele çekerek kapıya doğru gerisin geri yürüdüm. Ahırdan çıkmamla eve gitmem bir oldu.
Hikaye 4: Lavaboya Sıcak Su Döktüğüm İçin
- Ben bir yurtta çalışıyorum. Ramazan ayındayız. Sahur yemeğini ben dağıtıyorum. Yemeği dağıttım. Bulaşıklar birikmisti. Bulaşıkhaneye geçtim. Bir de her sahurda çay olur. Çay kazanı ile çay demlerdim. Çayın suyunu fazla koymuşum. Aklımdan şöyle geçirdim “Ben tabakları filan yıkarken kazanın musluğunu açayım, giderin başına koyayım; suyu süzülsün ,soğusun. Elim de yanmaz.” diye düşündüm. Ve böyle de yaptım. İşleri bitirdim, eve gittim.
- Saat 8 civari idi ama ayakta kaldığım sürede hiçbir anormallik yoktu. Uyudum ama sürekli kabuslar görüyorum. Dedim ki “Bir abdest alayım, dua edip öyle yatayım.” Yataktan tam ayağa kalkacakken birden üzerime 1.80 boylarında, siyah bir duman çullandı. Neye uğradığımı şaşırmış bir haldeydim. İşin kötü yanı; elim ayağım tutmuyordu. Sadece gözüm, ağzım çalışıyordu ve siyah duman boğazıma doğru geliyordu. O geldikçe nefesim kesiliyordu. Ağzımı zar zor oynatıp; besmele çektim, Ayetel Kürsi’yi okudum. Siyah duman ve ağırlık bir anda üzerimden gitti ama o anda bayılmışım.
- Bir rüya gördüm. Rüyamda: kafası gözükmeyen bir zat, -yani adamı boğazına kadar görüyorum- kaftanlı filan… Bir köy yolunda ilerliyoruz. Önümüze bir örümcek çıkıyor ve bu örumcek bana sürekli ağ atıyor. Beni rahatsız ediyor. Yanımdaki zat örümceğe soruyor “Bu adam sana ne yaptı?
- Onu neden rahat bırakmıyorsun?” O sırada örümcek dile geldi ve anlamını bilmediğim, Arapça’ya benzeyen bir dilde, bir şeyler söyledi ama ben anlamadım. Yanımdaki zata sordum “Bu örümcek ne dedi?” diye. “Bu örümcek, Müslüman bir cindir ve senin ona zarar verdiğini söylüyor.” dedi. Sonra şöyle dedi “Kalk ve tövbe et.” O sırada uyandım ve koşarak abdest alıp, tövbe ettim. O günden sonra başıma böyle bir olay gelmedi ama lavaboya su dökerken, çöp atarken, aklıma hep bu olay gelir. Tedbiri elden bırakmam.
Hikaye 5: Ağacın Dalına Sıçrayan Adam
- Yaşadığım bu olay ben 17 yaşımda iken gerçekleşti… Gece yine her zamanki gibi saat 20:00 sularında tarladaki işimi bitirdim. Köyün yolunu tuttum. Yolun kenarında atımla ilerlerken at aniden huysuzlanmaya başladı. Atın neden huysuzlandığına anlam veremedim. Gerçekten de at bir türlü gitmiyordu. Birden soğuk bir rüzgar esmeye başladı. Kemiklerimde hissettim. Böyle güzel yeli hiç görmemiştim gerçekten de. Huysuzlanan ata biraz vurdum, bağırdım ve neticede yavaş yavaş hareket etmeye başladı.
- Elimdeki fenerle yolu aydınlatmaya çalışıyordum. Birden yerde kan izleri gördüm. Yolum boyunca kan izleri devam ediyordu. 5-10 metre gittikten sonra; at, bu sefer dahada huysuzlaşmıştı. “Ne oluyor?” diye kendi kendime söyleniyordum. Böyle devam ederken birden karşıda bir adam gördüm. Karanlıktı; yüzünü göremiyordum. Bir ağacın dibine uzanmış bir vaziyette duruyordu. Hemen indim atttan. Atın üstünden iner inmez; at, kaşmaya başladı. Ata küfrediyordum; onca yolu nasıl gidecektim. Nerden baksan en aşağı 1 kilometre yol vardı eve kadar.
- Adama doğru yaklaştım ve adam birden ayağa kalktı. Acayip bir şekilde kalktı ama! Çok hızlıydı. Adam tek sıçrayışta ağacın tepesine çıktı. Beni gözlüyordu. Korkudan elim ayağım titriyordu. Köye doğru koşmaya başladım. Eve zor attım kendimi. Başımdan geçenleri annemlere anlattım. Buna benzer bir olayı da amcam yaşamış aynı yerde. Olay dikkatimi çekince bilahare köyün en yaşlısının yanına gittim. Olayı anlattım “Böyle böyle oldu oldu işte… Anlat hele dedem.” dedim. Meğerse çok eski zamanda iki kardeş varmış. Miras davası yüzünden; büyük olan, küçük olanı vurmus ve gördüğüm ağacın dibine kadar sürüklemiş. O olaydan sonra çoğu kişi, ölen adamın ruhunun orada gezindiğini söyler olmuş.
Hikaye 6: “Defineyi Bulduk Yetişin!”
- Dedem köyde hep define arama peşindeydi. Gece belirli saatlerde kazmaya baslardı. Jandarma görüp yakalamasın diye gece yapardı bu işleri. 11 Mart 2011 gecesi, dedemin yanında kalan halam aradı “Babam defineyi buldu” diye… Tabi heyecandan hemen yollara düştük. Dedemin evi; Kayseri Tomarza’daydi. Merkezden iki saat kadar bir uzaklıkta. Define heyecanıyla hiç konuşmadan, elimiz ayağımiz titreyerek gidiyorduk… Arabayla gece yarısı saat 02:00 sularında vardık köye. Çevreden dikkat çekmemek için hiç ses yapmadan dedemin evine doğru yürümeye başladık. Kapıyı yavaşça tıklattı babam.
- Açan olmadı ama pencereden gaz lambasının ışığı gözüküyordu. Annemin pencereye yaklaşıp camdan içeri bakmasıyla canhıraşane bir çığlık atması bir oldu. Sonrasında dili tutulmuştu sanki; konusamadı. Biz de hemen koştuk pencereye; baktık. Dedemle halam, kendilerini asmış, bedenleri ipte sallanmaktaydı hala. Gördüğümüz manzaranın vehameti ve yaşadığımız ani şok üzerine hepimiz, tıpkı annemin yaptığı gibi bastık çığlığı.
- Haykırışlarımız üzerine uyanan köylü, dedemin evinin önüne toplandı. Olayı görenler jandarmaya haber verdiler. Bir süre sonra olay yerine gelen jandarmanın evi didik didik aramasına rağmen define filan da çıkmadı. Halamla dedemin mezarları, köy mezarlığının yukarı kısmında… Bu olaydan sonra çıkan bazı söylenti ve dedikodular nedeniyle köyü yaklaşık 50 kadar kişi terk etti. Ama ben hala anlamıyorum; dedemle halam neden astılar kendilerini? Hem “Defineyi bulduk, yetişin!” demişlerdi. Define de yok ortalıkta. Kimilerine göre define büyülüymüş olay hala çözülemedi…
0 Comments
Yorum Gönder